Kadın, araba hızla hastaneye doğru yol alırken eşine sesleniyordu..
-Bu defa gidiyor canım, kızımız ...!
Eşi direksiyonu sıkı sıkı tutarken arkaya döndü bi anda ve biricik kızına baktı yüzendeki büyük bir endişeyle, konuşamadı belli ki boğazı düğümlenmişti ve gaza yüklendi bir an önce yetiştirebilmek için güzel kızını doktorlara. Arabanın içinde kulakları sağır eden bir sessizlik ! sessizliği bozan kızının kasılmış bedenindeki ciğerlerinden çıkardığı nefesti. Acı veriyordu hiçbir şey yapamamanın çaresizliği, yüreklerini yakıyordu. Kolay değil, ne badireler atlatılmıştı bu ana kadar. Bu kez de başaracağız dedi anne yok yok bişicik olmayacak, benim kızım çok güçlü...
"Bu kız çok güzel ve sağlıklı olacak" derdi hep babası, ağabeyi uzunca bir süre beklemişti, ağabey olabilmek için. Ece koymuştu daha doğmamış kardeşinin adını.
Doğumu ani oldu, zamansız...küçük bedenin kalp ritimleri bozulmuştu çünkü. Dünyaya geldiğinde biriciği sarılamadı, ememedi sütünü, anacığının koynunda ısınamadı. Camdan bir dünyası oldu uzunca bir süre. Anne ayrı bir yerde yavrusu ayrı... Kucağı boş yüreği kuru anne, bu nedenle midir nedir uzunca süre düzelememişti, diğer anneler bebeklerini emzirirken hastanede odalarında, o yavrusunun en değerli besinini lavaboya döküyordu her defasında içi ağlayarak.
Günler sonrasında görebildi, nerdeyse bir ay olacaktı bir yıl gibi geçen günlerin ardından, heyecanla yol aldı yeni doğan servisine doğru, bir yandan karnındaki dikişleri tutarken eliyle bir yandan düşlediği kavuşmanın sevinci vardı yüreğinde. Koşarcasına ilerledi gösterilen yere doğru. Gördüğünde ise Güneş battı bir anda, Dondu zaman! doldu gözleri... Tanrım ne yapmışlardı böyle, neydi kuzusunun ağzından ve burnundan giren bu kablolar, neden kesikler vardı biriciğinin o körpe bedeninde, nasıl da kıymışlardı...kimse bir şey söylememişti kendisine, sadece erken geldi dünyaya beslenmesi gerek denilmişti. Peki neydi bütün bu gördükleri. O kadar küçücük, o kadar çaresiz görünüyordu ki bebeği, elini uzattı kuvez denen camdan fanusun içerisine, dokunacaktı sevecekti biriciğini günler sonrasında fakat o kadar zayıf görünüyordu ki kıyamadı... sonra bacaklarına evet bacaklarına dokunabildi ilk kez, titredi yüreği sevdi sevdi sevdiii uzunca bir süre...Kendi bedenin acısını çoktan unutmuştu bile.
- - Geldim bebeğim, buradayım Ecemmm, iyi olacaksın !
Ve anladı hayatında zorlu bir yaşam savaşına hazır olması gerektiğini. Ecesi'nın çok nadir görülen bir rahatsızlığı olduğunu öğrendiğinde, sorguladı kendini hemen, ne yapmış yada ne yapmamış olabilirdi ? o kadar da özenli davranmıştı ki hem kendine hem canın içindeki canına...
Kasvetli geçen günler sonrasında bebeğini neden emziremediğini neden kucağına alamadığını da anlamıştı, bağırsakları olgunlaşmadığından delinme tehlikesi vardı, kalbi bedenine takılacak olan pille atmaya devam edecek ve her gün düzenli ilaçlar kullanacaktı yapılabilecek başka hiç bir şey yoktu. Gözyaşını içine akıttı. Bu yalın gerçeğin karşısında başka ne yapabilirdi ki? Oysa ne kadar da beklemişti bir an önce emzirebilmek, kokusunu içine çekebilmek için.
Doktorlar çok güçlü bir kızınız var yaşayacak dediğinde, evet çok güçlü benim kızım kolay kolay pes etmez, edemez çünkü annesi hiç pes etmedi bunca yıllık yaşantısında diye düşündü. Buruk bir gülümsemeydi ardından gelen...
Nihayet mutlu gün geldi, artık eve gidilecekti hep birlikte. Büyük bir sevinç yüreklerde. Hemşireler sanki aileden birini yolcu ediyorlardı vedalaşırken. Bir daha görüşmemek dilekleriyle...
Kolay olmadı daha sonrasında da geçen günler, uykusuz geceler bitmek tükenmek bilmedi bellikli insanları dinlendiren uyku aksine kızına rahatlık vermiyordu. Anne çaresiz, yorgun ve üzüntülü. Damlalıkla besliyordu nerdeyse kızını. Ama Her şeye rağmen gün be gün büyüyordu. Tamam diğer arkadaşlarına göre küçük, çelimsiz olabilirdi ama gözleri hayat ışıltısıyla parlıyor, yaşanılan her olumsuz şey onu daha bir güçlü kılıyordu sanki. Kucaklar dolusu sevgi sunulmuştu, şefkat sunulmuştu ve bunların farkındayım, sizleri bırakmayacağım der gibiydi kokusu mis teni kadife olan güzel kızı.
Kocaman gözleriyle bakarken oyunlar yapıyor, minik elleriyle annesinin saçlarını tutuyordu. İşte buydu beklenilen işte buydu huzur ve tarif edilemez mutluluk. Nasılda korkmuştu ilk doğum gününde yakılan mumlardan. Misafirler bu güzel günü kutlarken hemen söndürmek zorunda kalınmış, fotoğraflara yansıyan ise gülücükler arasındaki korku dolu bakışı olmuştu.
18 aydan sonra ilk adımını attığında büyük bir sevinç yaşandı, eğer bu aylarda da yürüyemeseydi birde onun için koşturulacaktı, zaten tüm aile ve yavrucak her üç ayda bir gidilen rutin kontrollerden yorulmuştu. Annesi yürüteç almıştı ona, örümcek gibi bir o yana bir bu yana koşturuyor, halıya takılıp ilerleyemediğinde çaresizce bir yere bir annesine bakıyordu. Öyle tatlıydı ki...Evin neşe kaynağıydı güzel kız. Onunla oynarken dertler unutuluyor, bütün akraba ve eş dostlar bir ayrı seviyorlardı.
Artık parklara çıkma zamanı gelmişti. İlk toprakla karşılaştığı anı unutmam mümkün değil. Minik ayaklarından ayakkabı ve çoraplarını çıkartmış ve toprağa oturtturmuştum. Garip bir şekilde iki küçük ayak havada duruyor yere değdirmemeye çalışıyordu. Anladım ki korkmuştu. Çok güldüm ve hemen bende çoraplarımı çıkartım ayaklarımın üzerine toprak atmıştım. Daha sonra anlamıştı korkacak bir şey yoktu ortada. Hala gülerim hatırladıkça. Aynı olay Kar ile ilk karşılaşmasında da yaşandı.Ama burada tecrübeliydim çünkü oğlumda ilk kar ile karşılaştığında korkmuş ve ağlamıştı. Ece'yi kucağımdan indirdim ve kar ‘ın üzerine koydum. Tabiî ki hafif bir sesle birlikte çökme oldu bizimki korkudan kocaman gözlerini açarak kucağıma gelmek istedi. Almadım, oyun oynayarak adımlar attım, koştum yerlere yattım, elimle kartopu yaptım, bakışlarından hoşuna gittiği belliydi. Benim oynadığımı görünce bu soğuk şeyden de korkmaması gerektiğini anladı ve ürkek bir şekilde dokundu kar taneciklerine canım benim.
Bir çoçuğun her anı her yaptığı hareket zaten hoş ve komik olur. İnanılmaz bir mutluluk etrafa yaydığı neşe. Anlatmakla bitmez ki yaşanılanlar, paylaşılan o anlar.
Bir yandan da araştırmalar yapıyor, kızının hastalığıyla ilgili hangi doktoru bulursa konuşuyordu anne ve baba. Hatta ilk kez böyle bir vakanın Avustralya da bir hastanede görüldüğünü duyan babası uçağa atlayıp gitmişti. Acaba bir çare bulabilir miyim umudu ile. Orada ki doktorlar da Türkiye de ki doktor gibi fazla yapılabilecek bir şeyin olmadığını, nadir görülen bir vaka olduğunu, tıpta bir gelişme olmadığı sürece uygulanan tedavinin doğru olduğunu ve hatta futursuzca bu vakaların fazla uzun yaşamadığını söylemişti. Elbette inanmadık yada inanmak istenmedi.. Yapılabilecek fazla bir şey yoktu, ama asla asla ümitlerini tüketmedi anne ve babası, tıp çok hızlı ilerliyordu , hele kalp rahatsızlıklarında her gün yeni bir gelişme haberleri çıkıyordu basında. Hatta bir gün tv de kalp krizini önceden haber veren bir cip' in bir Türk doktoru tarafında bulunduğunu duyunca anne, ne yapıp edip o doktorla görüşmüştü. Lakin biricik kızı için uygulanamıyordu, aynı şekilde yine haberleri izlerken kalp rahatsızlığında kök hücre mucizesini izlemiş ve ertesi günü de hemen o doktora ulaşmıştı. Ama verilen cevap hiç değişmiyordu kendisine sürekli beklemek gerektiği, deney aşamasında olduğu, belki dört, beş yıl sonrasında bu uygulamaların kızına uygulanabileceği söyleniyordu. Olsun bu da bir gelişmedir. Bekleriz diye düşündü anne bu da bir gelişmedir. Dört beş yıl çok uzun bir zaman değildi ki.
Bu arada büyümesi hızlanan miniğinin fazla yorulunca dudakları morarıyordu. Doktora iletildiğinde önemli bir durumun olmadığını, dolaşımla ilgili bir sorundan kaynaklanabileceğini söylemişti. Üzülüyordu anne ama yorulduğunda kızını dinlendirmekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Çaresizlik ne kötü Allahım...Yalnız kaldığında, geceleri neşeli olamıyordu, Sürekli cevabını bulamadığı sorular gelip gidiyordu beyninde. Okula başladığında ne yapacaktı? Olur olmaz yerlerde bayılır mıydı? Bayılırsa kimler yardım edebilecekti ? Arkadaşları gibi koşup oynayamaz ise çok mu üzülürdü ? Ya onlar işyerinde iken kızı kalp krizi geçirirse ne olacaktı. Bir gün sevecek ve sevilmek isteyecekti. Sevdiği erkek onu bu şekilde kabul edecek miydi ? Ağabeyi hayatında ne kadar destek olabilecekti? Neler yaşayacaktı anne babası vefat edip gittiğinde. Ne zor sorulardı bunlar böyle, yüreği daralıyordu annenin bütün bunları düşündükçe, sabahlar olmak bilmiyordu ve emindi ki aynı sorular babanında beyninde uçuşup duruyordu.
Gün dediğin ne idi ki, ağabeyi okulda, anne baba işte, kızı bakıcıda bir koşturmaca günler günleri kovalıyordu.Tabi bu arada rutin kontroller sürekli yaptırılıyor, bunların yanında zehirlenme, düşme, yaralanma, nöbet gibi ekstra sıkıntılarda yaşanıyordu. Bir yıl, iki yıl ,üç yıl gelip geçmişti bile.Dördüncü yılında gidilen bir kontrolde on yıl gider denilen kalp pilinin bitmek üzere olduğu söylendi. Şaşkınlık ve üzüntü kapladı yine aileyi, yine mi kesilecekti bedeni, yine mi hastane odalarında sabahlanacaktı.Nasıl olurdu böyle bir şey.Yine çaresizliğin getirdiği kabulleniş, mecburiyet...En çok yıpratan olay ise kan alınma aşamasıydı. Damarları bulunamıyordu düşler kadar güzel kızının. Hastaneye yatırılıp da kan alınma aşamasına gelindiğin yavrum korktu ben korktum deneme tahtası gibi olmuştu. Ordan bulmadı buradan buradan olmadı orda 1,2,,3,5,7 ve tamam dedi artık anne birkez daha denemeyeceksiniz. Yeter.. yavrum katılmıştı ağlamaktan artık. Başka bir bölümde aldırıldı kan hem de bir denemede... olay buydu kendini kanıtlamak uğruna yapılan bu denemeler bunca yıl boyunca en çok sinirlendiği ve üzüldüğü hareketlerdi annenin. Ece annesi yanında olduğu için rahattı. Hastanedeki oyun odasını çok sevmişti. Bilmiyordu ki yarın neler yaşatılacak küçük bedenine ve nazlı ruhuna. Evet sabah olmuştu ve gitme vaktiydi. Anne çok yalvardı doktorlara. Lütfen ameliyathaneye kadar ben götüreyim korkmasın anestezi verilir verilmez çıkarım. Ama nafile dinlemediler ve çığlıklar atarak gitti güzel kızı korku dolu soğuk odaya. Tanımadığı insanların kucağında. Ama anlamıştı zaten kötü bir şeyler olacağını, annesinin kucağında beklerken, onu almaya gelene kadar doktorlar asla o yeşil örtünün altında başını çıkarmamıştı. Kendince saklanıyordu, bulamayacaklar ve annesinden ayıramıyacaklardı...
Öyle bir ayırdılardı ki ameliyathaneye giderken attığı çığlıklar hala kulaklarımda. Ne olurdu sanki annesinin kucağında gitseydi de anesteziyi verdikten sonra ayrılsaydık. Daha önce duymuştum izin verebiliyorlardı böyle durumlara. İlk kez mi yaşanıyordu sanki. Saatler geçmek bilmez bekleme odasında. Her dakika sanki bir yıl gibidir. İnsan daha bi iyi anlıyor o durumlarda şöyle bir etrafına baktığında aslında yalnız olmadığını. Kiminin oğlu, kiminin annesi, kuzeni yakınları... akıtılan gözyaşları sabırsız söylenişler. Geçmek bilmiyor dakikalar.
Nihayet çıktı haberi geldi ve benim bebeğim güzel kızım yine atlatmıştı, ameliyattan çıkmış ve yoğun bakım servisine alınmıştı. Hep birlikte koştuk yoğun bakım servisinin olduğu kata doğru. Anneanne, dede, teyze ve hatta dört çoçuğunu kaybeden yaşlı halamız bile.
Görmek istedi anne,ama yoğun bakım odası işte adı üstünde almadılar elbette bunun da bir süreci vardı. Bi ara Ece nin annesi burada mı ? diye bir ses koştum gittim evet benim buyurun kötü bir şey yok umarım. Lütfen gelir misiniz kızınız kendine geldi denildiğinde dünyalar benim olmuştu. Evet kendine gelmişti birtanem hem de öyle bir geliş ki ortalık attığı çığlıklarla yıkılıyor, susturamamışlar ve mecburiyetten çağırmışlar.
İşte geldim bebeğim buradayım yine yanındayım. Kuzumun ellerini ayaklarını bağlamışlar yatağına. Bilmediği kocaman bir oda garip garip cihazlar ve bir çok tanımadığı insan başında nasıl bağırmasın.. Hemen koştum yanına çözdüm ellerini korku dolu gözler beni görünce parlamıştı. Aldım kucağıma ve hemen yorgun bedeni uykuya daldı bile.
Birtanem öyle dayanıklı ve akıllıydı ki. Odamızda geçirdiğimiz iki gün içerisinde bir kez bile ağlamadı anne acıyor demedi. Ben ne dersem yaptı, doktorlar ne derse yaptı. büyük insanların gösterdiği dayanma gücünün kat kat fazlasıydı benim kızımın gösterdiği güç.
Evet işte bu günlerde geçmiş gitmişti. Üzerinden üç ay geçti yine parklara çıkabiliyordu, yine ameliyat öncesi yaşantımıza dönmüştük. Kanıksanmıştık hastalığını artık, hep dualar daha kötüsüyle karşılaşmamak ve bir an önce tıpta bu konuda bir gelişmenin olması adına yapılıyordu.
Bir gün arkadaşlarla hep birlikte Amasra ya gitmeye karar verdik. Bir hafta sonu gidilecek ve dönülecekti. Babamız görmemişti ve çok istiyordu. Üç aile yola çıktık. Göl kenarında yapılan kahvaltının ardında Amasraya ulaşmıştık. Ailenin mutluğuna diyecek yok. Uzun zaman olmuştu ailece böyle bir geziye katılmayalı. Ece'min gözleri ışıl ışıl. Bayılmıştı konakladığımız odanın hemen önünde bir çoçuk parkının olmasına. Öyle mutluydu ki kayıyor sallanıyor ve birde arkadaş bulmuştu kendisine. Denizi gördüğünde hemen girmek istedi. Denizin suyu soğuktu ama yinede annesi kıyamadı ve alt kısmındaki kıyafetlerini çıkararak girmesine izin verdi. Yemekler yenene kadar Ece denizden hiç çıkmadı. Güzel bir hafta sonu geçirilmişti aile.Mutlu bir şekilde Ankara ya dönülmüştü.
O hafta sonu evde tamirat işleri vardı. Çok yıpranmıştı. Boyalar alında ve işlem başladı. Fakat sistre makinasının çıkardığı sesten ece çok korkuyordu. Ve oturma odasından hiç çıkmadı. O günü gündüz kokudan ve ceryandan etkilenmesin diye teyzesine gidildi. Ancak daha sonra yine eve dönüldü. Ya burnumuz kokuya alışmıştı, yada koku hafiflemişti. Penceler, kapılar açık bir an önce kurusun diye. Fakat ece de bir iştahsızlık başladı. Yemek yemiyor yediğini ise kusuyordu. Midesini üşüttü sanırım diye düşündü annesi beklide cereyandan etkilenmişti bedeni. Hemen nane limon kaynattı. O gün üç dört kez kusmuştu. Ertesi gün olduğunda sabah kahvaltısında kustu. Fakat gün içerinde bir önceki güne oranla azalmıştı. Annesi nane limonun iyi geldiğini düşündü küçük küçük te olsa yediği yemek midesinde kalıyordu. Kusması kesilmişti. Geceyi de güzel geçirmişlerdi. Ancak sabaha karşı sütünü içtiğinde ece yine kustu. Annesi üzerine bulaşan kirli çamaşırları çıkarmak için banyo ya gidip geldiğinde babası eceyi battaniye ye sarmış kucağına almıştı. Odaya girip şöyle bir kızına bakan annesi hemen kötü bir şeyler olduğunu anladı yavrusunun gözlerinden.
-Canım kızımız iyi görünmüyor dedi ve kucağını aldı. Kusma ihtimaline karşı sırtı annesine dönüktü, hemen banyo ya doğru koştu götürdü. İşte o anda Biriciğinin kucağında bir an yığıldığını hissetti. Bir yandan eşine bağırıyordu. Çabuk defbilatörü bul ( kalp krizi esnasında kullanılan şok cihazı) ama onu dediğini unutmuştu bile. Panikle baygınlık geçiren kızını soğuk suyun altına tutmuştu bu arada. Fıskiyeden çıkan suyun şokuyla Ecesi kendine geldi. Ama Kasılmıştı yavrusu, gözlerini dahi oynatamıyordu bile, yüzünde büyük bir panik. Çabuk, ! hastaneye yetiştirmemiz lazım bir an önce. Daha önce havale geçirmişti fakat bu daha farklıydı ateş yoktu ki ve kasılmış bir halde arabada ilerlerken ıslak kıyafetler içerisinde arada bir çığlık atıp bir şeyler demeye çalışıyordu bebeği ama söylüyemiyordu ki, konuşamıyordu. Sadece birkaç kez ciğerlerinden korkunç bir hava çıkarabildi.
_
Kötüyüdü durum bu kez çok kötü görünüyordu. Kızımız gidiyorrr canım bu .... dedi anne ve yumrulandı boğazı. Konuşamadı. Baba var gücüyle arabanın gaz pedalına basarken, döndü bi an baktı güzel kızına. Daha bir yüklendi sonra gaza.
Acil servise gelindiğinde yolda durumdan haberdar olan doktorlar hazır bekliyordu. Hemen müdahale için aldılar, üzerindeki ıslak kıyafetler çıkarıldı. Ece nin gözleri sağ tarafa takılmış ve hiç oynamıyordu. Ateşini ölçtüklerinde 34 derece dediler ve hemen temmuz ayı sıcağında elektrikli battaniyeyle sardılar yavrucağı. Annesinin aklına gelmemişti maalesef ıslak kıyafetleri çıkarmak ve ateşi çok düşmüştü. Kalp için tektiler yapıldı. Kan almaya çalışıyorlardı bir yandan ama gelmiyordu ki kan şırıngaya, damarlardan kan çekilmişti sanki. Bir müddet sonra ısı düzeldi. Ve ece'nin bakışları da değişti. Kendine gelmişti. Hatta kan almaya çalışırken hemşireye çıkartır mısın şunları dediğinde dünyalar bizim olmuştu. Gülmüştük, sevinçle.
Ancak, zaman zaman gözleri ışıltısını kaybediyor, görmüyor bilinçsizce bir o yana bir bu yana kayıyor, başka bir aleme gidiyordu sanki. Vücudu alacalı olmuştu. Nedeni kan sonuçları geldiğinde anlaşıldı. Kızının karaciğeri çöküyor dendiğinde, anne dondu, anne yıkıldı Nasıl olurrr? Neden? Neden? Yoktu işte bir neden yoktu aslında her şey her olay tüm yaşanılanlar bir bir sıralanmıştı yaşantısında ve sıra buradaydı... Sıkıntılı bir bekleyiş sürecinin ardından hastaneye yatırılması gerektiği söylendi, değerler hızla yükseliyordu çünkü.
Yaşadıklarının şaşkınlığı, çaresizliği ve sonuç hüsrana uğratmıştı anne babayı. Bu da nerden çıkmıştı şimdi nasıl olurdu. İnanamadılar ne yapacaklarını bilemediler. Yine çaresizlikti onları saran...yoğun bakım ünitesine çıkarılmıştı bile. Normalde burada yatan hastaların yanında kimse kalamazdı. Ancak Ece nin özel durumundan dolayı izin verdiler anneye. Geçmek bilmeyen o saniyeler dakikalar birbirini kovalarken, Ece nin bilinci arada bir geliyor fakat tekrar gidiyordu. Damar yolunu açamadılar, küçücük damarlarının patlama riski vardı ve genel anasteziyle boynuna katater takılmıştı. Artık ordan beslenecekti. Düzelene kadar. Allahım ne zor bir durum bu ifade edilemez, tarifi yok yaşanan üzüntünün. Ay yüzlüm gözlerimin önünde acı çekiyor ve hiçbir şey yapamıyorsun. Yardımcı olamıyorsun, su istiyor veremiyorsun süt istiyor tamam diyorsun sen uyu bebeğim birazdan baba getirecek. İnanıyor melek ve uyuyor. Bir anne asla çoçuğunun ağlaması istemez dayanamaz yüreği sızlar ve bir an önce gönlünü almaya çalışır.Ama artık ağlasın istiyorum tepki versin, ne olur kızım ne olur ağla can çiceğim, ağla...
Yoğun bakıma yatışının ikinci günü değerler birkaç doktora fakslandı ve bunun genelde geçici bir durum olduğu, bir haftalık süreçten sonra tekrar eskisi gibi sağlığına kavuşabilceği ifade edildi. Bu çok sevindirici bir haberdi. Gerçekten de ikini günü akşamına doğru karaciğer değerlerinde düşmeler görünmeye başlandı. Evet bu kez de başaracaktı kızım, yürekler serinledi biraz gelişmelerle. Üçüncü günü sonuçlar harikaydı. Anne artık çok yorulmuştu. Sabahlara kadar hiç uyumuyor, sandalyenin üzerinde üç gündür oturuyordu. Bebeğine hikayeler anlatıyor, oyalamaya çalışıyordu bir yandan dua ederken. Enteresan olan şuydu ki hiç mi uyku hissetmiyordu yada yorgunluk, ne halde göründüğün farkında bile değildi.. O gün gündüz, baba kaldı bebeğiyle, aşağıya inip biraz ayaklarını uzatması gerekiyordu annenin. Baştan beri onları hiç yalnız bırakmayan arkadaşı görmeye gelmişti, bahçede birkaç saat oturdular, sohbet ettiler ve cumartesi günü eve hep birlikte dönüleceğinin hayallerini kurdular. Bahçeden babayı arıyordu yinede anne. kızım nasıl ? diye soruduğunda, aldığı cevap Harika olmuştu. Aynı eski günlerdeki gibi canım merak etme sen biraz daha dinlenebilirsin. Biz sohbet ediyoruz birlikte. Ne de güzel cümlelerdi bunlar, gönül rahatlığıyla oturuyordu anne arkadaşıyla, fakat akşam olmuştu. Artık bebişinin yanına gitmeliydi. Nöbet değiştirmenin vakti gelmişti. Dördüncü günüydü bu gün inşallah bir iki gün sonra eve gidilecekti hep birlikte. Anne yukarı çıktı ve babadan nöbeti devralırken kızım nasıl diye sordu uyuyor demişti. uğurladı babayı sen rahat ol buradayım ben eve git dinlen canım.
Kızının yanına gittiğinde evet uyuyordu, fakat arada bir gözerlini açıp kapatıyordu. Hiç de babasının anlattığı gibi iyi görünmüyordu. Bir gariplik vardı. Vucudu ilk günki gibi alacalı olmuştu. Gözler açılıyor kapanıyordu ama bu normal bir açıp kapatma gibi değildi sanki uyumak istiyordu da yapamıyordu. Ansızın açılıyor şöyle bir etrafta sanki görmüyormuş gibi dolanıyor sonra tekrar kapanıyordu. Karnı da şiş gibiydi. Asistan yanında geldiğinde fark ettiklerini söyledi, kızım dört gündür kaka yapmadı karnı şiş gibi. Ama asistan dört gündür bişi yemiyor ki yapsın demişti. Orada yatan bütün çoçuklar yemek yemiyordu ama kaka da yapıyorlardı. Gözlerine baktı yok dedi bi gariplik yok merak etmeyin. Israr edemedi anne, çünkü her an kızının yanından koparıp odadan çıkartabilirlerdi. Bundan çok korkuyordu. Fakat saatler ilerledikçe kızının görüntüsü iyice kötüleşiyordu. Artık nerdeyse hiç bilinçli bakmıyordu ve hareketleri de öyleydi. Gece yarısına doğru kalp atışlarında hızlanma başladı cihazlar söylüyordu bunu. Ama hafta sonuna giriliyor olması sebebiylemidir nedir ortada hemşire ve asistan dan başkada kimseler yoktu. Hemşire yanında geldiğinde kızının kalp atışlarının norma olmadığını söyledi anne fakat aldığı cevap; merak etmeyin cihazlardan takip ediyoruz olmuştu. Sıkıntı çökmüştü annenin yüreğine kuzusunun dakika dakika kötüye gittiğini görüyor fakat kimseye inandıramıyordu. Karnı şişti bebeğinin hayır yanılmıyordu. Gözler ve hareketler sanki başka bir alemdeydi, kesinlikle bilinçli değildi, yavrusu bitkin görünüyor nefes verirken zorlanıyordu artık. Gözlerini kapatıyordu uykuya dalmak için ama istemsiz gözler tekrar açılıyordu ve göz bebekleri iyice büyümüştü. Tam gece yarısında kısa süren bir kasılması oldu ve hemen asistanı çağırdı fakat o gelene kadar kasılma bitmişti. Olunca tekrar çağırın dedi ve gitti. Babayı aradı anne. Kızımız hiç iyi değil kalp atışları çok düzensiz, lütfen kalp doktorumuzu haberdar et. Evet etmişti ama merak etmeyin cihazlar bazen yanıltabiliyor diyip geçmişti. Gündüz vizite geldiğinde ecemi çok iyi görmüştü çünkü, sohbetler etmişti benim kızım babasıyla, bu görüntülerden sonra sanırım kötüye gidebileceği hiç aklına gelmemiş olmalıydı kii doktor böyle bir cevap vermişti. Oysa durum hiç iyi değildi ve anne kimseye inandıramıyordu. Nasıl bir işti bu böyle sanırım vesvese yapıyor diye düşünüyorlardı. Gece yarısını geçmişti vakit. Hemşirelerden başka kimse yoktu koskoca yoğun bakımda. Arada bir o asistan geliyor gidiyor, fakat o da hiçbir şeyden anlamıyordu zaten. Çaresizlik içinde anne kızını izliyordu yapabileceği bi şey olmadığını düşündü o anki psikolojisiyle. Oysa ordan çıkabilir ve doktorlara ulaşmaya çalışabilirdi ama hiç aklına gelmedi. Sabah olması için dua etmeye başladı artık, bu geceyi de bir atlatırsak, bir daha bişi olmaz benim kızama diye düşünüyordu.
Bir ara televizyonda kızının bir kez gittiği ve daha sonrada sürekli gitmek istediği " Harikalar Diyarı" parkı çıktı. Anne ısrarla bak kızım harikalar diyarı hadi iyileşte oraya gidelim, gidelim mi yavrum diye sordu bebeğine, ilgisini çekmek istiyordu, sesini duyurmak, nasıl olduğnudan emin olmak ve duyurdu da. Ece bilinçsiz bakışlarıyla döndü ve ^" Oraya gidelim mi ? diye sordu. Oh dedi anne oh ! oh! Sanki soğuk bir su serpildi yüreğine ve güldü, hala kendine gelebiliyordu bebişi. Saat gece 03.30 da o vahim halinden çıktı nihayet bebeği ve uykuya daldı. Anne ohh dedi bir kez daha çok şükür, çok şükür düzeldi. Diye düşündü. Günlerin yorgunluğuyla başını sedyenin ucuna koydu ve bebeğiyle birlikte uykuya daldı.. Bi an telefonun sesiyle uyandı. Arayan annesiydi. Kızım ece nasıl diye sorduğunda, iyi anne uyuyor dedi, ama gece hiç rahat geçmedi. Ve telefonu kapattı. Çok geçmedi beş dk sonra Ece si korkunç bir sarsılmayla uyandı. Kriz geçiyordu, yada havale bilmiyordu anne korku içinde hemşireler bağırdı, çabuk kızım havale geçiriyor, doktor bulunnn! Maalesef ortada doktor yoktu ve asistanda uyumaya gitmişti sanırım. Yavrum kınalı kuzummm. Can çekiyor ve kimse yardıma gelmiyor. Durdu nice sonra havalesi, sasılmaları ne kadar sürdü bilmiyordu. Fakat bi beş dk geçmeden tekrar sarsılmaya başladı. O zaman sinirle bağırdı artık hemşirelere, bulun şu doktorlarıııııı.! Koştular.. uykulu gözlerle geldi asistan. Ve hemen çıktı odadan belki ki daha tecrübeli bir doktoru çağıracak. Herkes koşuşturuyordu. Fakat geç kalınmış bir koşuşturmaydı bu. Boynundaki kataterden diyazem veriyorlar dı bir yandan ama sonlanmak bilmiyordu bebeğimin sarsılmaları. Sonra çıkardılar beni dışarıya.
Hastanenin Bahçesine indim.Deli gibi bir baştan bir başa yürüyor, sigaramı derin derin çekerken o mu beni bitiriyor ben mi onu bilmiyordum. Bu havalelerden sonra artık bebeğimin eskisi gibi olması imkansızdı. Kalp rahatsızlığının yanında birde beyninin bir hasarın oluştuğunu düşünmek bile istemiyordum ama düşünüyordum işte. Olamaz işte buna dayanamazdım.Allahım dedim Allahım ne olur eğer öyle bir şey olacaksa yanına al buna dayanabilirim. Ben öldükten sonra kim bakar benim kızama ne olur öyle bir şey olacaksa al yanına...
Hastanenin bahçesinde kaç tur attım öyle bilmiyorum. Yukarı çıktım. Yoğun bakım ünitesine girdiğimde her şey sakinleşmişti. Kötü bir şey yoktu. Kızım sesizce yatıyordu yatağında. Doktoru görür görmez hemen gece kızımın yaşadıklarını anlatmaya başladım.Şaşırmıştı doktor çünkü durumdan haberdar edilmemişti. Daha sonra diğer doktor geldi yanımıza ve kızınızı solunum cihazina bağlıyabiliriz dedi izin almak istercesine. Anlamlandıramadım bu durumu ve elbette doktor sizsiniz ne yapmanız gerekiyorsa yapacaksınız dedikten sonra, Bahçede o psikolojiyle yaptığım duayı çoktan unutarak, şimdi iyiyiyse gidip sevebilir miyim, beni yanında hissetmesi gerek, çok özledimmm dedim. Doktorda tabi zaten kolunu oynatıyor, iyi şu anda dedi. Hemen o tarafa doğru yöneldim içimdeki sevincin getirdiği gülümseme ve heyecan ile. Çok değil iki adım attığımda kızımı kucaklayabilecektim yine. Ama dondum gidemedim bir adım daha kızım, kınalı kuzum, can çiceğim, hayatım anlamı, aşkım, meleğim garip görünüyordu, gözleri yine sağ tarafa yukarıya sabitlenmişti ve hareketsizdi. Şaşırdım... kondurmadım hiçbir şey, konduramadım. Benden önce gittiler doktorlar başına bu defa. Son gördüğüm doktorların kalp şoku vermek üzere ellerine aldıkları cihazdı. Odadan çıkmamı isteler yine. Çıktım. Bekledim, bekledim ümitlerimi yitirmiş bir halde. Babası merdivenlere oturmuştu ve bir an önce güzel haberlerin gelmesini bekliyordu. Bense düşünme yeteneğimi çoktan kaybetmiştim. Sanki bir ot gibi olmuştum. Düşünemiyor, konuşamıyordum ve şu anda düşündükçe anlayamadığım garip bir sakinlik vardı üzerimde. Bu nasıl bir şeydi böyle anlayamıyorum anlayamadım da...
Nice sonra iki doktorda çıktı odadan el işaretiyle özel odaya gelmemiz istediler.Yüzlerine baktım, babamız yerinden bile kıpırdayamamıştı. Yığılmış bir halde iki saattir merdivenlerde oturuyordu. Anlamıştım evet söyleneceklerini söylenmeden anlamıştım. Yalnızca Gitti mi ? diye sordum. Ve ona koştum. Kurumuş, tıkanmış tarifi yapılamaz bir duyguyla. Ne bir çığlık ne bir göz yaşı. Böyle bir şey olabilir mi ? Öyle güzel görünüyordu ki, uyuyordu benim canımın cananı, o hasta halinden eser kalmamıştı, yüzündeki bütün şişler inmişti. Melek gibi uyuyordu. Evet dedim Meleğim işte harikalar diyarına gittin. Aşkımmm sakın korkma biz de geleceğiz bebeğim. Öptüm öptüm öptüm heryerini. Yaladım ayaklarının altını.Beni görüyordu biliyordum bunu. ağlamamalıydım, söz vermiştim kendime, korkutmamalıydım onu, ne oluyor anne dememeliydi. Her şey normal gibi olmalıydı. Acı doruk noktaya ulaştığında insandan gözyaşının gelemediğin okumuştum ve gülmüştüm nasıl olur diye. Evet bu an dı işte bahsedilen an. Kuruyakalmak...Vedalaşıp çıkarken bebeğimden, doktora durumu babasına kendimin iletmek istediğimi söyledim.
Merdivenlerde baba, hiç kalkamadı ki ! hani dedim canım hani bize bir emanet verilmişti ya. İşte o emanet geri alındı birtanem. Sarıldım... başka da yapabilecek bir şeyim yoktu zaten. İnanmadı inanmıyordu da. Doktora döndü şaka mı bu hocam..! boğuk sesi ve sessiz çığlıklarıyla, keşke keşke şaka olsaydı. Baba kız aşıktı birbirlerine kolay değildi bir sona geldiğini kabullenmek. Bir kez daha bakmalarını istedi, pil var kızım da ölemez, gidemez...lütfen bir kez daha bakın. Doktor içeri gitti, ama biliyorduk ki yapabilecek hiçbir şey kalmamıştı.
Evet Bir can verilmişti bize emanet, bizim sandığımız sahiplendiğimiz bir can ve şimdi o can yaratıcının bahçesinde, kızım tabiriyle 'harikalar diyarında', bizi bekliyor...Yüce Rabbimin rahmetiyle inşallah kızım inşallah Görüşmek dileğiyle...Seni her gün ama hergün yaşıyorum aşkım ve her gece rüyama girmen ümidiyle yatıyorum görüşmek üzere Meleğim...
SENİ ÇOK SEVİYORUUZZ ...
f.e